Yıllar bir nehrin bulanık suları gibi aktı, geçti. O donmuş istasyonun karı adamın saçlarına, ruhunun kıvrımlarına sızarak onu vaktinden önce ihtiyarlattı. Çocuk büyüdü; iradesi çelikleşti, zihni keskinleşti. İnsanlar onun o mesafeli, o sarsılmaz duruşuna hayran kaldılar; ona saygı duyulması gereken bir şahsiyet gözüyle baktılar, en karmaşık meselelerde onun fikirlerini dinlemek, onun zihninden süzülen kelimelerle yollarını aydınlatmak için adeta can attılar. Petersburg’un pa
Her şey çok uzak, hatıraların bile o katı, o sağır soğukta donup buz tuttuğu amansız bir kış sabahında başlamıştı. Rusya’nın o uçsuz bucaksız, o insanı ezen coğrafyasının kalbinde, Volga kıyısındaki o küçük, herkes tarafından unutulmuş, sokakları balçık ve çamurla kaplı taşra kentinde… Zaman, orada yaşayan insancıklar için bir nehir gibi akmazdı; adeta donmuş bir bataklık gibi ağır, kokulu ve hareketsiz dururdu. O sabah, henüz on üç yaşındayken, kalbi büyümek denen o kirli ce