top of page

Karlar Altında (Bölüm 5.3.)

  • Yazarın fotoğrafı: Fırat Ç. Erdem
    Fırat Ç. Erdem
  • 22 Haz
  • 4 dakikada okunur

Yıllar bir nehrin bulanık suları gibi aktı, geçti. O donmuş istasyonun karı adamın saçlarına, ruhunun kıvrımlarına sızarak onu vaktinden önce ihtiyarlattı. Çocuk büyüdü; iradesi çelikleşti, zihni keskinleşti. İnsanlar onun o mesafeli, o sarsılmaz duruşuna hayran kaldılar; ona saygı duyulması gereken bir şahsiyet gözüyle baktılar, en karmaşık meselelerde onun fikirlerini dinlemek, onun zihninden süzülen kelimelerle yollarını aydınlatmak için adeta can attılar. Petersburg’un parlak, şamdanlarla donatılmış salonlarında, yüksek memurların, asilzadelerin ve aydınların oturduğu o şık, o kibirli masalarda ona her zaman en mutena yerleri verdiler. Adını, sanki dürüstlüğün ve başarının bir timsaliymiş gibi büyük bir hürmetle, fısıltıyla andılar.


Fakat insanın dışarıdan görünen o süslü, o yaldızlı unvanlarla ve yalanlarla örülmüş sahne hayatı ile içeride, o loş odalarda, o yeraltında kendi başına yaşadığı gerçek hayat arasında bazen bir mezar kadar derin, ürkütücü ve aşılması imkânsız bir mesafe vardır. Dışarıda alkışlanan o adam, içeri adım attığı an kendi harabelerinin bekçisinden başka bir şey değildi. Harabeler evet.. Tamiri mümkün olmayan ve onlarla bir ömür yaşanması, daha doğru tabirle hayatta kalınması gereken can kırıkları..

Her sabah.. Evet, o her kahrolası sabah, dışarıda güneş ister Petersburg’un o meşhur gri sisini yarsın ister pencereleri buz tutturacak bir ayazla doğsun, adam daha gözlerini açar açmaz aynı korkunç cellatla karşılaşıyordu. Odanın tavanından, o rutubetli sıvaların arasından adeta görünmez, yapışkan bir sis gibi üzerine çöken o amansız duygu; Umutsuz bir bitkinlik. Ama bu bitkinlik, tarlada akşama kadar çalışan bir köylünün ya da fabrikada tezgah başında ömür tüketen bir işçinin o haysiyetli, uykuyla geçebilen bedensiz yorgunluğu değildi. Bu; sebepsiz, dipsiz, sonu gelmez, amansız ve ruhun liflerini tek tek koparan ağır bir umutsuzluktu. Adam, her sabah yatağından kalkarken, sanki görünmeyen, devasa ve günahkâr bir değirmen taşını o un ufak olmuş, çoktan çökmüş omuzlarında taşıyor gibiydi. O taş, her adımda ruhunu biraz daha eziyor, onu o yeraltı odasının tabanına, o mutlak hiçliğe doğru bastırıyordu.


Bu ağır yükle birlikte kendini sokağa, hayat diye bildiği anlamsızlığa fırlatıyor, şehrin o kalabalık, o gürültülü ve insanı boğan caddelerine çıkıyordu. Nevski Bulvarı'nda, o süslü tülleriyle yürüyen hanımefendilerin, kibirli memurların, cepleri kâğıt paralarla dolu tüccarların arasında öylece yürüyordu. Onların yüzlerine bakıyor, gözlerindeki sahte parıltıyı izliyor ve bu zavallı insancıkların kendilerini ne kadar büyük bir ustalıkla, ne muazzam, ne hayranlık uyandırıcı bir riyakarlıkla aldattığını görüyordu. Ruhunun sarraflığıyla, insan sarraflığıyla her birini tek tek izliyordu. O istememişti hiç birini, ne umutsuzluğu nede sarraflığı. Üstüne biçilen bu ağır elbiseyi ve asla büyüyemeyen umutlarını gizlemeyi..


Kimileri dindarlık taslayarak Tanrı'nın, kilisenin o soğuk taş duvarlarının arkasına saklanıyordu acizce; sanki mum yakıp diz çöktüklerinde içlerindeki o çamur temizlenecekmiş gibi. Kimileri insanlığı kurtaracaklarını sandıkları o büyük, o cafcaflı ideallerin arkasına gizleniyordu; kimileri aşkın o marazi, o bencil sarhoşluğuna sığınıyordu; kimileri ise cebindeki üç beş kuruşla ya da hiç gelmeyecek, hiçbir zaman var olmayacak olan o parlak, o sahte geleceğin hayaliyle avunuyordu. Oysa adam, o keskin ve lanetli bakışıyla bütün bu süslü maskelerin, bu yalan ayinlerinin altında, o en derinde, o karanlık odada hepsinin kalbinde aynı ilkel, aynı titrek korkunun yattığını çok net görüyordu: Hiçliğin korkusu.. Varoluşun o devasa, o sağır edici boşluğunun yarattığı o amansız dehşet. İnsanlar, o boşluğun uğultusunu duymamak için bu kadar çok konuşuyor, bu kadar çok koşuyor ve bu kadar çok yalan söylüyorlardı. Olmayan evlatlarına verdiği hiç bir zaman dünyaya gelmeme hediyesini kutsallaştırıyor adeta kendi varlığını dahi anlamsız görüyordu..


Adam bunu görüyordu, insanların yüzündeki o sahte tebessümleri, o arkası boş gururları, o içi boş telaşları bir sarrafın sahte altının şakırtısından tanıması gibi bir bakışta okuyordu. İşte tam da bu dehşetli idrak yüzünden, o kalabalıkların arasında yürüyen, nefes alan canlı bir bedenken bile, kendini yaşayanların arasında değil, terk edilmiş, üzerine sinsi bir sis çökmüş bir mezarlıkta hayaletlerin arasında dolaşıyor gibi hissediyordu. Karşısından gelen adam bir insan değil, bir ölüydü; yanından geçen kadın bir aşık değil, bir gölgeydi.


Çünkü ona göre bu yeryüzündeki çoğu insan gerçek anlamda yaşamıyordu; onlar yalnızca kaçınılmaz olan o sonu, o mutlak ölümü ertelemek, o büyük karanlığın gelişini görmemek için zavallıca çabalayan, sadece var olabilme şansını (aslında şansızlığını) yakalamış birer oyuncudan ibaretti. Ve bu amansız, bu zehirli düşünce, zamanla onun ruhunu içten içe, sessizce kemiren bir kurt hâline geldi. Öyle bir kurt ki, gündüzleri insanların arasında bir nebze uyuşsa bile, uykusuz gecelerde, petrol lambasının isli ışığı altında adamı yatakta sağa sola kıvrandıran, göğsüne oturup ona o eski donmuş istasyonu fısıldayan karanlık bir karabasan gibi peşini asla bırakmıyordu.


Yaptığı her şeyi samimiyetle yapmaya gayret etse dahi içinde asla doldurulamayan bir eksiklik hissi vardı. Hiç bir zaman kendini yeterli hissetmedi. İşte tam da o yüzden ne gerçek değerini anlayabildi nede yaptıklarında bir anlam bir değer görebildi. İnsanlar ona kendini dışarıdan görebilse sanırım böyle olmazdı diyerek hayranlıklarını en üst düzeyde gösterseler dahi O, bir edebiyat kulübünde, yazılan ve söylenen kelimelerin arasında kendini kaybetmeyi daha çok seviyordu. Yalnızdı. Kasıtlı bir tercihle, tek başınalığıyla kavgası hiç bitmediğinden, bununla ne tam barışık nede tam kabul etmişken, yalnız kalmayı bir başkasına yük olmamak ve en büyük erdem olarak hissediyordu.. Ve tabi ki bu sonsuza kadar sürmedi.. Hayat bize en sert yüzünü başkalarının gözlerinden, sözlerinden, göz yaşlarından ve ruhumuza işleyen bakışlarından gösterir. Adam bunu görmeye hazır değildi ama, Hayat beklemez.. Devamı çok yakında..

© 2021

  • Instagram
  • YouTube
  • Facebook
  • Twitter

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, ticari marka ve her tür fikri mülkiyet hakkı , ilgili markalara aittir, yalnızca sahipleri tarafından ve sahiplerinin izni ile kullanılmaktadır ve telif hakları kapsamındadır. Bunlar herhangi bir şekilde izinsiz kopyalanamaz, üzerlerinde değişiklik yapılamaz, kiralanamaz, ödünç verilemez, iletilemez ve yayınlanamaz. Bu siteden alınan her türlü ses, görüntü, yazı içeren hiçbir bilgi ve belge satılamaz veya herhangi bir kâr amacıyla dağıtılamaz. Başka kurum yada kuruluşlarca dökümanlarında yayınlanamaz.

bottom of page