top of page

3. Boyutun Varlığı ve Ezeli Tanıklık Sürecine Farklı Bir Sentez

  • Yazarın fotoğrafı: Fırat Ç. Erdem
    Fırat Ç. Erdem
  • 14 saat önce
  • 5 dakikada okunur
Bilmeme hali: Keşif için epistemik boşluk, varoluşun oyun alanı olarak üçüncü boyut ve boyutsal farkındalıkta seçim illüzyonunun işlevi

Bizim için 'seçim' eyleminin kendini deneyimlediği yer (boyutsal manada) 3. boyuttur. 3 boyutta diğer durumlara yönelik farklı bir olma halinin farkındalığı yoktur. Diğer tüm oluş hallerinin konsantre olunan, seçilen ve deneyimlenmek istenen tek haline ulaşması durumu söz konusudur. 4 boyutta zamana yayılmış bütün diğer olasılıkların (3. boyuttaki diğer tüm seçimlerin ve olası tüm varyant 3. boyutların içindeki seçimlerin), bütün diğer oluş ihtimallerinin, 4 boyutun da ilerisinde, aslında 6 olabilir noktasal referanslı konsantre düşünce halinin içinden bir tanesini seçerek, aralarından hangisinin olmasına kanaat getirdiğim şekli neyse (irada gösterme ve niyetle) onu deneyimlediğim haline konsantre olma ve gerçekleştirme halidir 3. boyut.


Dolayısıyla 3. Boyut diğer boyutlarda ki sonsuz ihtimallerden seçim eylemi, o eylemin (niyetsel) karar alma mekanizmasını veya öznenin aldığı kararı diğer varyantlardan habersiz ve bilgisiz deneyimleme halinin oluşumu ancak üçüncü boyutta var olabilir. Diğer boyutlarda seçim değil olasılıkların ve olabilirliklerin tamamı yalın şekliyle var halden olabilir pozisyonuna potansiyelken, bunlara iradeyle seçim yoluyla deneyimleme arzusu ve isteğiyle deneyimleyebilmek için bunlardan habersiz bilmiyor olmak gerekli olduğundan, üçüncü boyut gerekliliği yada doğal nedenselliği doğmaktadır. Bu gerekliliğe kişinin kendi içsel kendi deneyimlerinin sonucunu önceden bilmeme isteği öncül yada ilk neden olmaktadır. Çünkü bilinen şey deneyim kapsamında değil hatıra yada tecrübe kapsamında olup, keşfedilen şeyin hazzını yaşamak için bilmeme hali içsel olarak gereklidir.


Daha da ileriye taşırsak 3. boyut, insan deneyiminin sahnesi olarak varoluşun zorunluluğunu yaratsa da “seçim” bir bilinç eylemi olarak, yalnızca sınırlılığın içinde anlam kazanır. Bu, Sartre’ın varoluşçuluğuna yakın bir noktadır: Sartre’a göre özgürlük, bir olasılıklar alanı içinde seçim yapma kapasitesidir — ama seçim anlamını, diğer seçeneklerden habersiz ya da onları dışlayarak kazanır. Dolayısıyla, üçüncü boyut, özgürlüğün sınırla var olduğu bir düzlem olarak zorunludur.

“Bilinç, olasılıklar denizinde değil; belirli bir olasılığı gerçek kılan eylemde kendini bulur.”— Sartre, L’Être et le Néant

Ayrıca bilmeme hali epistemik cehaletin yaratıcı işlevine dikkat odaklar özelliktedir. Bu görüş, Heidegger’in varlıkla karşılaşma anlayışıyla benzerlik taşır: insan ancak “bilinmeyenin içine atıldığında” (Geworfenheit) anlam üretir. Aynı şekilde Nietzsche de, bilgiye değil yaşantıya öncelik verir; çünkü bilinen şey deneyimlenmez, sadece hatırlanır. Bu nedenle, “bilmeme” halinin deneyimin önkoşulu olması ontolojik olarak tutarlı bir hal alır. Dördüncü ve daha yüksek boyutlarda, “tüm olasılıkların eşzamanlı varlığı”, Platon’un idealar kuramına veya Spinoza’nın monist ontolojisine benzer bir sezgisellik ile "her şey zaten vardır, sadece biz hangi yönünü deneyimliyoruz demektir. Bu durumda üçüncü boyut, farkındalığın kısıtlanması sayesinde “deneyimin yoğunluğunu” mümkün kılar" fikrini doğurur. Yani sınırlılık, deneyimin yoğunlaştırıcı filtresidir — tıpkı ışığın bir prizma aracılığıyla tek renkten birçok renge ayrılması gibi, varlık da üçüncü boyutta tecrübeye ayrılır.

Peki, eğer daha yüksek boyutlarda tüm olasılıklar zaten mevcutsa, üçüncü boyutta yapılan seçim gerçekten “özgür” müdür? Bu durumda, seçimin yalnızca farkındalığı sınırlanmış bir varlığın algısal illüzyonu olması gerekir. Bu, Spinoza’nın veya Laplace’ın determinizmiyle uyumludur: özgür irade yoktur, sadece zorunluluğun farkında olmayan bilinç vardır. O halde “seçim” bir deneyim değil, “önceden belirlenmiş bir varyantın idraki'dir. Ama bir yandan da “Bilmeme hali gereklidir” kuralı kendi içinde çelişkili olabilir; çünkü bu cümleyi kuran özne, “bilmeme halinin bilincinde olarak” zaten bir bilgi üretmektedir. Bu, Sokrates’in “tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir” önermesindeki paradoksun modern bir versiyonudur. Dolayısıyla, “bilmeme” hâli tamamen mümkün değildir; bilincin doğası, kendini sürekli bilmeye yöneltir. Buradan hareketle, deneyimin değeri bilmeme değil, “bilgiyi dönüştürme” sürecinde aranabilir. Bu aynı zamanda saf bir bilmeme değil, Bildiğini unutup, unuttuğunu hatırlayarak yeniden öğrenmektir.

Ayrıca, “3. boyut seçimin deneyimlendiği yerdir” savı, metafizik olarak cazip olsa da ontolojik bir temele sahip değildir. Felsefi olarak “boyut” kavramı, fiziksel bir koordinat sistemine aitken, bu sentezde bilinç düzeyleriyle metaforik biçimde eşleştirilmiştir. Bu durumda, fiziksel bir önermeyi metaforik bir bağlama taşımak kategorik bir hata (category mistake) üretir. Bu eleştiri Gilbert Ryle’ın “The Concept of Mind” eserindeki kavram hatası analizine benzer: zihinsel fenomenleri fiziksel boyut terimleriyle açıklamak, felsefi olarak karıştırmadır. Dolayısıyla 3. boyutu zihinsel bir fenomene dönüştürüp Metafizik alanla bağlamak kişinin kendini yeniden tanıması için aracı bir kandırma yoludur, bu da başlangıçta neden unutmayı tercih ettiğine delil olan bir akışın davranış paterni olabilir. İnsanın, sonsuz olasılıklar içinden tekil bir deneyim yaşamayı seçmesi, bilinçli bir sınırlama eylemidir. Yani, “bilmeme” hali aslında bir tür özgürlük jesti — varoluşun oyununda “her şeyi bilmekten vazgeçerek” deneyimleme hakkını elde etme çabasıdır. Bu bakımdan, Jung’un bilinç–gölge diyalektiğiyle Bilinç, gölgeyi (bilinmeyeni) dışladıkça onu anlamlandırır; gölge olmadan ışık fark edilmez. Dolayısıyla “3. boyut”, sadece fiziksel bir yer değil, varoluşun bilinçli cehalet sahnesidir. Bu nedenle konuya Jung Ekolünün bakış açısıyla bakarak 3. boyutun varlık sebebini zihnin fonksiyonel olarak bilinç dışını yaratması ve Kolektif bilinçdışına bağlanmış olmasını kasıtlı unutmasıyla açıklanabilir.


Bir diğer bakış açısıyla özgürlük, bir şeyi yapabilme gücü değil, kendini sınırlama cesaretidir. Bu, Kant’ın özgürlük tanımıyla derin bir bağ kurar: Kant’a göre özgürlük, arzuların keyfiliği değil, aklın koyduğu yasaya kendi rızanla boyun eğmektir. Yani “kendi kendine engel olmak” bir yoksunluk değil, öz-determinasyonun en saf biçimidir.

“İnsan özgürdür çünkü kendine yasa koyar.”— Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi

Bu yasa 3. boyutta “unutma” biçiminde işler: Varlık, kendi bütünlüğünü deneyimleyebilmek için sınırsızlığını unutur. Bu unutuş, zorunluluk değil, özgürlüğün kendi kendini tanıma jestidir. "Nosce te ipsum", "Gnothi seauton" yada "Kendini Bil"..


Üçüncü boyut tanımı (yukarıda ki bağlamda) aynı zamanda Nietzsche’nin “sonsuz döngü” kavramına da yakındır: Eğer her şey sonsuz kez tekrar ediyorsa, özgürlük, aynı şeyi her seferinde yeniden seçme bilinciyle yaşamak olur. “Sonsuz özgürlüğünü sonsuz kez sınırlı biçimde deneyimleme” tam da bu Ewige Wiederkehr fikrine denk düşer: Özgürlük, değişmezliği değil, sonsuz tekrar içinde yaratıcı onay vermeyi içerir.

“Amor fati — yazgını sev.”— Nietzsche

Bu durumda 3. boyut (ya da zamansal deneyim düzlemi), özgürlüğün sonsuz kez sınanabildiği bir sahnedir: Her hatırlamayla yeniden unutulur, her unutmayla yeniden tanıma jestidir. ve bilmeme hali gereklidir çünkü bilinen şey hatıradır epistemolojik olarak yaratıcılığın önkoşulu olarak cehalet kavramını getirir. Bu, Zen Budizmi’nin “shoshin” kavramıyla aynıdır: “başlangıç zihni” — her şeyi bilmiyormuş gibi görebilme hali. Zen’de aydınlanma, bilgi birikimiyle değil, bilginin bırakılmasıyla gelir. Varlık kendi bütün bilgisini unutup “başlangıç zihnine” döner ki, yeniden keşfetmenin heyecanını yaşayabilsin. Bu bağlamda 3. boyut, kozmik belleğe erişimin kasıtlı olarak engellendiği, deneyimin mümkün olduğu tek zemin haline gelir. Kozmik bellek (ya da akasha, kolektif bilinç) tüm olasılıkları taşırken, insan bilinçli olarak bu bütünlüğü unutur ki “yaşamak” denen tiyatro başlasın.


İnsanın varoluşu, İslam düşüncesinde yalnızca fiziksel bir hayatın başlangıcı değil, ezelî bir tanıklığın devamıdır. Kur’an’da ifade edilen “Elest Bezmi” (Kalu Bela), insan ruhunun yaratılıştan önce ilahi hakikate tanıklık ettiğini bildirir. Bu tanıklık, varoluşun temelinde zaten bir bilginin bulunduğunu ima eder. Bu bağlamda dünyaya geliş, bir “ilk öğrenme” değil, bir unutuş ve yeniden hatırlama süreci olarak yorumlanabilir. İslam tasavvufunda bu durum, insanın “fıtrat”ında taşıdığı hakikati zaman içinde yeniden keşfetmesiyle açıklanır. Yani insan, hakikati dışarıdan edinmez; onu perdelerden arındıkça hatırlar.

Bu perspektiften bakıldığında, varoluşun anlamı iki olasılıkta kavranabilir:


Eğer unutuş insanın kendi seçimi ise;


Bu durumda dünya hayatı, özgürlüğün deneyimlenmesi için seçilmiş bir sahne hâline gelir. Tasavvufta buna “seyr-i sülûk” denir: insan, kendi iradesiyle hakikatten uzaklaşır ve yine kendi iradesiyle ona geri döner. Bu süreçte özgürlük, sınırsız bilginin içinde değil, sınırlı tecrübenin içinde olgunlaşır. Ölüm ise bu yolculuğun sonu değil, hatırlamanın başlangıcıdır; çünkü ruh, zamanın perdesinden kurtularak ezelî tanıklığına döner.


Eğer unutuş ilahi bir takdirin sonucu ise;


Bu durumda insanın dünyadaki varlığı, imtihan ve idrak süreci olarak anlam kazanır.

Kur’an’da sıkça vurgulanan “gaflet” kavramı, insanın hakikati unutan doğasına işaret eder; ancak bu unutma, nihai bir kayıp değil, ilahi hikmetin bir parçasıdır. Bu bakışa göre ölüm, insanın kendi seçimiyle değil, ilahi rahmetin yönlendirmesiyle hakikatin aydınlığına açılan bir kapıdır.


Her iki yorumda da ortak nokta şudur:

Dünya hayatı, insanın sonsuz olanla ilişkisini yeniden kurduğu bir geçiş alanıdır.

Bu geçiş, tasavvufta “fenâ ve bekā” kavramlarıyla ifade edilir:

İnsan, benliğinin sınırlı algısından sıyrıldıkça, hakikatin sürekliliğini idrak eder. Sonuç olarak İslam düşüncesiyle sentezlendiğinde, “kozmik unutma”, insanın hakikatten kopuşunu değil, hakikati bilinçli ya da ilahi bir düzen içinde yeniden tanıma yolculuğunu anlatır. Bu nedenle özgürlük, mutlak bilgide değil, bilgiyi yeniden kazanma sürecinde tecrübe edilir. Ve ölüm, yok oluş değil, ezelî tanıklığın yeniden hatırlanmasıdır.

© 2021

  • Instagram
  • YouTube
  • Facebook
  • Twitter

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, ticari marka ve her tür fikri mülkiyet hakkı , ilgili markalara aittir, yalnızca sahipleri tarafından ve sahiplerinin izni ile kullanılmaktadır ve telif hakları kapsamındadır. Bunlar herhangi bir şekilde izinsiz kopyalanamaz, üzerlerinde değişiklik yapılamaz, kiralanamaz, ödünç verilemez, iletilemez ve yayınlanamaz. Bu siteden alınan her türlü ses, görüntü, yazı içeren hiçbir bilgi ve belge satılamaz veya herhangi bir kâr amacıyla dağıtılamaz. Başka kurum yada kuruluşlarca dökümanlarında yayınlanamaz.

bottom of page