top of page

Bugün benim doğduğum gün..

  • Yazarın fotoğrafı: Fırat Ç. Erdem
    Fırat Ç. Erdem
  • 5 Kas
  • 8 dakikada okunur
Bugün benim doğum günüm. ‘Yaş 40 oldu Fırat efendi’ diye içimde yankılanan sese yazıyorum bunu. Ben sana yazarken okudum, okurken sana yazdım. Her kelimem sana.

 

ree

Uzundur düşünüyorum, bazen bazı şeylerin ne çözümü ne de sanırım devası var. Sevgi her şeyi iyileştirmiyor, iyileştiremiyormuş. Bazen ne kalabilir nede gidebilirsin, bazen ne yaşadım diyebilirsin nede var gibi olabilirsin. Nasıl mı başladı tüm bunlar? Dinle o zaman. Ama uyarayım, sonu mutlu biten bir hikaye değil bu, belki sadece doğru olanı yaptığın için, için huzurlu ama ruhunun sahipsiz kaldığı bir hikaye.


 

Gece ciddi bir sarsıntıyla uyandık o akşam. Sarsıntı şiddetinden yattığım yerden korkuyla, ailemin ve apartmandaki diğer insanların korku çığlıklarını duyarak uyanmıştım. Elektrikler yoktu, her yer kapkaranlıktı. Bahçeye açılan evimizin kapısından çıkarken panikle kendimi nereye nasıl vurduğumu hatırlamıyorum ama sol omzumda ciddi bir ağrı oluşmuştu kısa bir süre sonra. O gece ki gökyüzünü asla unutamıyorum. Yıldızlara elini uzatsan yakalayabilecekmişsin gibiydi. Bir daha asla öyle bir gece ve yıldız şöleni görmedim. Dışarda sabahlamıştık o gece, ağustos sıcağı nasıl soğuk oldu hep aklımda.. Sabah herkes o sıra yeni yeni moda olan cep telefonlarıyla sevdiklerinin sesini duymaya çalışıyordu ama imkansızdı. Şebekeler çökmüş herkes sadece gördüğü duyduğu kadarıyla bilgi aktarıyordu. Haber kanallarından bazısı çekiyor bazısı kaybolmuştu televizyonda ve o sabah herkes olduğu kadar, edindiği kadar ki bilgileriyle devam etmeye çalıştı güne ama kötü bir şeylerin olduğu o kadar belliydi ki.. 14 yaşındaydım daha, bir arkadaşımın akrabaları Yalova’daydı. Bir pickup ile oraya gideceğiz dediler haber alamıyoruz, muhtemelen iyilerdir ama onlarda sokakta yatıyorlarsa yardım gerekebilir belki diye, gelebilen herkes yardımcı olsun dediler. O pick up’ın arkasında en yaşlımız 16 yaşındaydı. Ne olduğunu bilmediğimiz bir yere giderken ne bekleyeceğimizi bilmezken, Armutlu 'da yani yaşadığımız yerde olan gibi bir şey olmuş olabilir en fazla beklentisiyle, yıkıntı ya da acil bir durum ihtimali aklımızda olmadan gayet yolun akışında oraya gider halde bulduk kendimizi. Zaten yazlık muhit, saat 10’da evden çıkar belki gün içinde 1 kez eve uğrar yada hiç uğramadan akşam eve gelirdim. Herkes alışkındı uzun süreleri evin uzağında geçirmeme. Bisikletime atlar yakın köylere gider sürekli gezerdim arkadaş ekibimle. Sadece pick up’ı kullanan kişi hariç herkes gayet normal bir ruh halindeydi. Sadece 2 - 3 saatliğine ortama bakıp belki de denize girip geri gelecektik.. ama öyle olmadı. Şehre girer girmez bizi karşılayan gerçekler hayatımın tam ortasına yerleşecek ve asla oradan gitmeyecekti. Kim bilirdi ki..


Yok olan bir mahalle neye benzer bilir misiniz? Tarifi imkânsız. Biz arkadaşımın akrabalarına ulaştık ama onlara gidene kadar çevrenin etkisiyle acaba canları sağ mı, iyiler mi diye herkes suspus kalmıştı. Her yer mahşer yeri gibi, insanlar bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyor, birileri birilerini arıyor, bilen bilmeyen herkes oradaydı. Biz arkadaşımın akrabalarına ulaşmıştık, binaları hafif yana yatık haldeydi. Kapının önünde bekliyorlardı ne yapacaklarını bilmeden. Onlarla biraz vakit geçirdik ama kimse de ne diyeceğini ne yapacağını bilmiyordu. Bir süre sonra alanda aktif bir ekip bizi hemen uygun bir yere yönlendirdiler, ilk gün sadece su ve ekmek yığınlarının kontrolüne yardımcı olmak için ve belki de çalınmamasını sağlamak için bir noktaya yerleştirdiler tüm arkadaşlarımla beni. Su dağıttık sürekli sağa sola, ekmek dağıttık arada çorba. Çorba ve suları bulup buluşturulan yada kullanılabilir halde olan kap kaçaktan yapıp öyle dağıtıyorduk ama biz ne su içebildik nede başka bir şey yiyebildik. Birkaç saat kaldık orda, ne yapabilirdik ki zaten olan belliydi. Sen sadece küçücük bir yüreksin orda atan, neye yararsın? Hangi acıyı indirebilirsin? Neye gücün yetebilir? 2. Gün de farklı geçmedi ne aileme gittiğimi söyleyebildim ne de uyuyabildim. Gördüğüm manzarayı anlamlandıramıyor neden olduğunu anlamaya çalışıyor ama bir türlü kavrayamıyordum. Enkazdan sarkan cesetlerin bileklerindeki altınları almak için onları kesen hırsızlara dikkat edin demişlerdi bize. Siz görürseniz sakın karışmayın bize söyleyin diyerek bizi de korumaya çalışıyorlardı ama zihnimize, kalbimize açılan yarayı, travmayı kim onarabilirdi. Herkes perişan her yer curcunaydı. Ne gördüğüme bir anlam verebiliyor nede mantıklı hareket edebiliyordum. 3. Gün havanın da sıcaklığıyla cesetlerden yayılan koku ve diğer olumsuz etkilerden dolayı binaların etrafına kireç dökülmeye başlanmıştı ve bizden de pet şişelere doldurdukları kireci belli yerlere dökmemizi istemişlerdi. Yaptık ama ne yaptığımızı bilmeden.


Gününü hatırlayamıyorum ama iş makineleriyle kazılıp açılan çukurlara kurtarma çalışmaları için toprak, enkaz yığmaya başladıkları gün bir şeyi fark ettim. Moloz ya da enkaz diye attıkları o toprak parçaları ve beton yığıntıları içinde insan parçaları, kopan uzuvlar da vardı.  Sadece onlar mı, bebeklerin çocukların oyuncakları, birilerinin birilerine aldığı hediyeler, geçen akşamdan kalan güzel bir sofranın son anlarının anıları, resim albümleri, okunmuş ve notlar alınmış kitaplar, sahipsiz ayakkabılar, sahipli umutlar neler neler.. Sanırım o gün ilk kez büyüdüğümü anladım. Kendime şu soruyu sordum, ‘eğer sen bu çukura kazara düşersen, seni kim çıkarır?’ cevabı belliydi ama insan yine de duymak istiyor ya, ben duyamadım. Cevap çok netti. Sen.. seni kimse kurtarmaya gelmeyecek. Seni sadece sen kurtarabilirsin. Yusuf’un kuyusunu bilmem ama Fırat’ın kuyusu o gün kazıldı. İçine kocaman bir yalnızlık koyuldu ve üstü örtüldü. Bazen bazı şeyler değişmiyor, iyileşemiyor, onlarla yaşamayı öğrenmen gerekiyor. Hayatta tüm oyuncaklarla oynayamayacağın gerçeğiyle yüzleştiğin gün sorumluluk sahibi bir yetişkin olmaya başlayıp büyürsün derler, benim gömülen oyuncaklarım ne olacak diye sormaya utanır kaldım o gün. Hayatın amacını ilk kez sorguladığım, ben kimim diye sorduğum, neden buradayım dediğim ilk gündü.. En büyük yanılgımın herkesi insan sanmam mıydı yoksa bunu sorguladığım an insanlığımı kaybettiğimi anladığım an mıydı bilemiyorum. Belki de hayatı kendime oyuncak olarak yansıtmamın nedeni budur, oyuncakları olmayan, oyuncaklarını çok erken terk etmek zorunda kalan, ve tüm hayat mutluluğunu (belki gelecekte de) o çukura gömen bir çocuğun mutluluk arayışı.. Kim bilir. Belki bir gün onu da, mutluluğu da bulursam yazarım.

Bugün 40 yılı doldurdum dolu dolu. Ne küçük kalabildim o günden sonra nede büyüyebildim. 40 yıl nereye gitti derseniz bilmiyorum sanki dün gibi hatta o gecedeki yıldızlar gibi parıl parıl inci gibi ya da her dertlendiğinde yıldızlara danışıp yıldız olduğunu unutan bir sncp108A kuyruklu yıldızı gibi. Bilerek bıraktığın elin, gökyüzünün en güzel yıldızı olduğunu bilmek yalnızlığına derman olmuyormuş, bulduğun mutluluk uzun sürmüyormuş, onsuz gün doğsa gölgen olmuyormuş tıpkı Erkan Oğur üstadın dediği gibi. Bazen bazı şeyler değişmiyor asla. Şeytanlarımızdan sadece üstte yaşamayı öğreniyoruz. Sadece. Ama onlardan asla kurtulamıyoruz. Sevgi her şeyi iyileştirmiyor, iyi edemiyor. Bunu yaşamayan senin karanlığında, kendini kara sandığı aydınlığıyla parlarken, bir kişiyi daha kendinle birlikte hiçliğe sürüklemenin bedelini ödeyebilir miydim? Bu ödenir bir bedel miydi? Bir yıldızın ışığını söndürecek karanlığa sahip olana ne denir? Akılda da gönülde de kötü kalacak adına sebep hüzne kim olur teneşir? Kafamda cevapsız sorular hep vardı ama artık bu soruların bazıları eskisi kadar hafif değil. Yükünü gönlüm kaldırmıyor ama uçurumun başında kendine tutunanlar bilirler hayatın ne olduğunu (Selam olsun Sarkopenya'ma). Bazen nefes almak bile zor geliyor. Ardı ardına yaşadığım olaylar her zerremi derinden etkiliyor ve artık hissediyorum, ayakta kalmakta zorlanıyorum.



Yine kendime neden ayakta kalmam gerektiğini hatırlatarak yola çıktığım bir gün, Kurumda verdiğim koçvari antrenörlük eğitimi için kendimi Haliç Su Sporları tesisine doğru düşüncelerle gider buldum. Her zaman ki gibi Chopin eşliğinde giriş konuşmamı ve eğitimin ilk uygulamasından bahsettim. Eğitimin başlangıç aşamasında gölge tarafla yüzleşerek ben kimim uygulamasını Personamızdan bağımsız seslendiriyorduk ve o gün nedense modum bir anda değişti ve bu konuyu açmak istedim. Ya da konu kendini açmak istedi bilmiyorum. O kadar hızlı indim ki o ana, gölgem konuşuyor ben susuyordum. Yukarıda yazdığım her şeyi anlatıyordum ve aniden bir kapı çarpma sesi duydum. Anladım o an. Yarası benim gibi olan biri duymuştu gölgemin sesini. Dayanamayıp odayı terk etmişti. Molaya girince gittim yanına, hiç birşey sormadan başın sağ olsun kuzum dedim. Baktı bana ağlıyordu ve ‘teşekkür ederim hocam bende 6 şubatta anne ve babamı kaybettim, günlerce sadece bir parçalarını bile bulma umuduyla bekledik enkaz başında’ dedi. Ve anlattı hikayesini. Dinledim. O anlattı ben indim yine o çukura. ‘Ailemde ablalarım var onların burada (İstanbul’da) kendi çekirdek aileleri var. Onlar atlattılar az çok, mecburlar toparlamaya aileleri çocukları var ama ben yıllar içinde fark ettim ki benim ailem sadece annem ve babammış, fark edememişim, onlar artık yoklar ve çok uzun zamandır amaçsız yaşıyorum savruluyorum sağa sola’ dedi. ‘Terapistim bana yas sürecimi olması gerektiği gibi yaşamadığım için tetikleneceğim ortamlarda bu tür duygu patlamaları olacağını söylemişti ama sizden yada bu ortamdan bunu asla beklemezdim, sanki siz konuşunca ben oraya gittim’ dedi, ben ona ben hala o kuyudayım çıkamadım, ailem diyebildiğim tek yıldızı gök yüzüne geri bıraktım, sende çıkamayacaksın sadece kuyunu yanında gezdirecek ve hayatta kalmayı öğreneceksin diyemedim.


Akşamına annemin yanına uzundur planladığım doğum günü hediyesini vermek için gittim. Eğitimlerin sonunda bana yazılan iyi niyet mektuplarını derleyip ona hediye olarak okudum. Sanırım ona daha değerli bir hediye veremezdim. Bu yazılanlar bana değil sana anne dedim. Sevdiklerine son bir kez veda etme ve onları ne kadar sevdiğini söyleyememiş tüm insanlar için hediye ettim sanki ama peki ya ben.. ben kendime teşekkür etmiş miydim hiç? Cidden hiç kendine teşekkür ettin mi sende? Ben edemedim. Hiçbir zaman da edebileceğimi sanmıyorum. Ve neden bilir misin? İnsan sadece sevince kalmıyor, bazen gerçekten seven gidiyor. Hüzünlü bir son sevgi mesajı verip gitmek yerine iyi hatırlanmamayı göze alıyor. Başta kendi için gelen, gittiği kişi için zamanı gelince bırakmayı bilmeli. Ben önce kendimden gittim, sonra geri kalan tek şeyden. Ve bazen bazı şeyler iyileşmiyor. Bazı şeyler değişmiyor.


Sana Fırat’ın kuyusunda, kuyunun duvarlarına yazılı bir söz şöyleyim mi bak bunu iyi oku ve ezberle, iyiler hiçbir zaman kazanamazlar, hiçbir zaman. Kazanan iyiliktir. Ve iyilik, iyileri harcayarak, kullanarak ve onları yok ederek, öldürerek kazanır. İyiler hep kaybeder. İyiliğin en üst mertebesi kendini feda edebilmektir. Kendini feda eden kendine iyi midir? Olamaz. Asla. Haliyle iyilik kendi içinde kötülüğü saklar. İyilik kazanabilmek için iyilerini yok eder, kendi var olsun diye elindeki tüm iyileri harcar, acımasızca.. İşte insan bu nedenle kendinden vazgeçer, kendinden gider, kendine iyi gelecek tek şeyi bırakır. Ve sen yapman gerekeni yarım kalan kalbinle yapmak zorunda kalırsın. Her şey daha iyi olsun diye.. Ya hiç birşey için yaşamaz ya da sadece tek bir şey için ölebilir hale gelirsin. 'Life in every single breath, That is Bushido.' her nefeste yaşamı bilmek için yaşam kapısından dışarda olabilmek gerek.. Ve Ali Hocamın söylediği gibi, "Kötülüğümüzden mi kaybedelim Fırat'ım. Tabi ki biz iyiliğimizden kaybederiz. Kötülüğünden kaybedenlerin kaybı kayıp değil bedeldir.." (Ellerinden hürmetle öperim hocam.)

Peki yeterince iyi olmazsan, yapman gerekeni yapmazsan ne mi olur?

Hatırla bakalım bak neler olur... Ne ara bu kadar hafızasız bir nesil olduk aklım almıyor. İçim kaldırmıyor. Ama en önemli soru şu:

Hangisinin vebalini almak istersin? Sevdiğin 'bir' den mi? Tanımadığın yüz binlerden mi?

 

Olay

Tarih

Kayıp / Bütçe (varsa)


Kahramanmaraş merkezli depremler

6 Şubat 2023

≥50.783 ölü (Türkiye), 34,2 milyar USD hasar


Soma maden faciası (Manisa)

13 Mayıs 2014

301 ölü


Ankara Gar (Barış Mitingi) bombalı saldırısı

10 Ekim 2015

109 ölü, 500+ yaralı


İstanbul Atatürk Havalimanı saldırısı

28 Haziran 2016

48 ölü, 230+ yaralı


Reina (Ortaköy) gece kulübü saldırısı

1 Ocak 2017

39 ölü, 79 yaralı


Reyhanlı (Hatay) bombalı saldırıları

11 Mayıs 2013

52+ ölü


Suruç (Şanlıurfa) intihar saldırısı

20 Temmuz 2015

33 ölü, 100+ yaralı


Van depremleri (Van–Erciş)

23 Ekim ve 9 Kasım 2011

644 ölü


Elazığ–Sivrice depremi

24 Ocak 2020

41 ölü, 1.600+ yaralı


Ege Denizi (Samos–İzmir) depremi

30 Ekim 2020

119 ölü, 1.000+ yaralı


Van Bahçesaray çığları

4–5 Şubat 2020

41 ölü, 84 yaralı


Çorlu tren kazası (Tekirdağ)

8 Temmuz 2018

24 ölü, 318 yaralı


Amasra maden patlaması (Bartın)

14 Ekim 2022

42 ölü, 27 yaralı


Ermenek maden su baskını (Karaman)

28 Ekim 2014

18 ölü


2021 Akdeniz orman yangınları

28 Temmuz–Ağustos 2021

9 ölü, 1.700 km² alan yandı


Gayrettepe (Masquerade) gece kulübü yangını

2 Nisan 2024

29 ölü, 8 yaralı


Erzincan İliç (Çöpler) altın madeni heyelanı

13 Şubat 2024

9 ölü


Roboski / Uludere hava saldırısı (Şırnak)

28 Aralık 2011

34 ölü


Bayram tatili trafik kazaları

15–23 Haziran 2024

72 ölü, 12.274 yaralı


 


Sözün İffeti, temizliği bozulmasın diye, babasının süsünden vazgeçti bu gönül,

Asalet Timsali Yıldızın Hilalin içinde var olsun diye ömrüm ömrüne kül..


sen yaşayasın diye niceleri feda bir yıldız bir hilale, senim bende ebedi, eyleme gönlüme derdi cemalini..

© 2021

  • Instagram
  • YouTube
  • Facebook
  • Twitter

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Bu sitede yayınlanan her türlü ses, görüntü, yazı içeren bilgi ve belge, ticari marka ve her tür fikri mülkiyet hakkı , ilgili markalara aittir, yalnızca sahipleri tarafından ve sahiplerinin izni ile kullanılmaktadır ve telif hakları kapsamındadır. Bunlar herhangi bir şekilde izinsiz kopyalanamaz, üzerlerinde değişiklik yapılamaz, kiralanamaz, ödünç verilemez, iletilemez ve yayınlanamaz. Bu siteden alınan her türlü ses, görüntü, yazı içeren hiçbir bilgi ve belge satılamaz veya herhangi bir kâr amacıyla dağıtılamaz. Başka kurum yada kuruluşlarca dökümanlarında yayınlanamaz.

bottom of page